"Mesela kardeşimle çok iyi anlaşıyorum, çünkü ben abc burcuyum o ise xyz (hangileri unuttum - hatta unutmadım direkt işlenmeden silindi bilgi)" diye burçların gerçekliğine kanıt gösteren bir i.t.'cimiz var şirkette. Beş dk'lık kısa bir tartışmada (taraf olmak istemediğim, zorla sahneye itildiğim bir tartışmaydı) gezegenlerin enerjisinden, para psikolojiden, elektronun bakanın inancına göre oraya veya buraya gittiği kuantum deneylerinden, dünyayı yöneten reptilianlara dair bir çok kanıt olduğuna ve böyle şeylerin yavaş yavaş ortaya çıkacağına falan sıçradı adam. "Bilim" dedi, "henüz" dedi, "insan ruhunun yapısını bile açıklamaktan aciz" dedi. Haklıydı, bilim acizdi ve böyle ipe sapa gelmez fikirlerin yardımıyla ilerliyordu, düşününce dünyanın dönüyor olmasıyla kuleden düşen taşın kavislenmemesi arasındaki çelişkiyi büyük bir bilim adamı ipe sapa gelmez bir "eylemsizlikle" açıklamamış mıydı? Demek ki bütün bulşitler caizdi, ne caizi, bilim için gerekliydi de. Hak verdim abiye. Abi bana "karım da ne zamanlar bunlardan bahsetsem 'eh yeter saçmalama' diye susturuyor, o da senin gibi dar görüşlü" dedi en son.
"Bilim" dedi, "henüz" dedi, "insan ruhunun yapısını bile açıklamaktan aciz" dedi. <= ahaha sundan Storm tadi aldim :) ‎- Kickdrum
en çok da bunun gibi insanların "dar görüşlü" ithamları gücüme gidiyor. ne zaman neresinden tutup da eleştireceğimi bilemeyeceğim kadar uçmuş nûveyç bulşitçi ile taraf olmak durumunda kalsam dar görüşlü olduğumu ilan ya da ima etti (3 kişi falan tanıdım sanırım o şekil). sana gelen ıvır zıvır türlü bilgi akışını hiç bir filtrelemeye uğratmadan, hiç bir metodoloji/(zihinsel) araç/dünya görüşü çerçevesinde değerlendirip dünyayı anlamak konusunda tutarlı ve bütünlüklü ve birbiriyle çelişmeyecek bir hale getirmeye uğraşmadan yaşamak mı açık görüşlülük? insan, bütün bu büyülü şeylere inanarak, bu kadar büyüsüz (i.t.ci, üniverste okumuş, maaş alıyor, resmi nikahlı karısı var) şeyleri deneyimlediği bir dünyada yaşamaya nasıl devam edebiliyor. ulan bir tane şöyle şeye inanıyor olsam hayatımı yaşarken kabullendiklerimin oluşturduğu bilgiler sisteminin altında kalırım. siz nasıl bu kadar epistemesiz yaşıyorsunuz ya :( ‎- nasti
bu bahsedilen kişinin şahsi fikirleri bir yana, çelişki hayatın her alanında: "şrödingerin kedisi aynı anda hem hayatta hem ölü, yav işte altında yatanı kurcalama, hesaplar tutuyor mu tutuyor" da bir sorgulamama biçimi; bu biçimi benimseyenler öss'den genelde daha yüksek puan almışlar, benzer eleştirilerin daha az hedefi oluyorlar diye çelişkili/irreconcilable inanışları bir arada taşımıyor değiller. kaldı ki evrenin tutarlı bir biçimde (i.e. insan aklı ve mantığıyla uyumlu bir biçimde) işlemesi gerektiği de sorgulanabilir varsayım. aynı soruyu karşı taraf da büyüsüzlere yöneltebilir: ben yine büyülü bir evrende, her an sonsuz olasılığın içinde, sihirli bağlar ve bağlantılar arasında hareket ediyorum, siz nasıl bu kadar kuru, düz ve kendinizle sınırlı bir alanda hareket etmeye tahammül edebiliyorsunuz diye ^^ ‎- aliye_d
Hemen her feedde içinize sığdıramadığınız ne muazzam enerjiniz varmış, bunlarla uğraşacak enerjiyi nereden buluyorsunuz diye hepinize ayrı ayrı hayran oluyorum, elimde değil. Ben bu tür durumlarda gözlerimi devirip muhabbetten uzaklaşmaya çalışıyorum. Bazal enerjiyle hayat idame ettirme mod on ‎- Klt'blsı
inanç merkezcilik. ‎- caglar
dünyayı yöneten reptilianları ben geyik sanıyordum, inananlar mı varmış ya ‎- popidicorn
örnek olarak rihannanın gözlerini miley cyrusın dilini falan göstermişler. böyle yeni anlatı keşfedince hoşuma bile gidiyor http://www.illuminatiagenda.com/wp-content/uploads/2013/10/ri... ‎- popidicorn
jim morrison :o ‎- popidicorn
tutarlı sözcüğünü yazarken dilimi ısırdıydım, da, şuna itirazım var: fikrin sorgulanabilirliği bir yana, evreni anlamakla ilgili bütün kabullerimiz evrenin tutarlı bir şekilde işlediği varsayımı üzerine bina edilmiş bir durumda, hatta tanımı gereği evrenin tutarsızlık gösterebileceği durumları "olağanüstü", "mucize" diye işaretliyoruz. yani aslında gücüme giden şey herhangi bir soyut insanın gösterebileceği teorik bir salaklık yahut gafletten ziyade, gerçek insanların (kişilerin) bütün bahsi dünyanın büyüsüzlüğüne oynamış göründükleri bir yaşamı çatır çatır yaşarlarken "genişgörüşlülük" şov yapmaları, bundaki sakillik, hıyarlık. ‎- nasti
soyut insan derken yani, "ah, türdeşim de olan bir bilinçli canlı nasıl böyle tutarsız, şeyleri anlamlandımak ve bir düzene oturtmak istenci göstermeksizin yaşar, tam bir trajedi...." gibi bir hislenme yaşamıyorum, sadece karşımda aynı benim gibi yaşarken bana "dargörüşlüsünüz, müsünüz" dediği zaman "siktirsin yavşak" diyorum. bana böyle demeyene bulaşmayıp pis pis gülüp geçiyorum zaten. ‎- nasti
O halde sinir ve ruh sağlığımızı korumak adına hiç bulaşmamak, sahnelerin tozunu yutmamak yine en mantıklı yol gibi, biliyordum;_; ‎- Klt'blsı
Zorla sahneye itilme hadisesi Nasıl oldu peki ‎- Klt'blsı
anladım, ama şeye hala biraz itirazım var :) evrenin "tutarsızlık" gösterdiği durumları mucize diye işaretlemek yerine genelde modelleme sorunu olarak görüyoruz, yeni modellemelerle çözemediğimiz sorunu da olasılık hesabıyla "çözüyoruz", ya da görelilik ve quantum ilişkisinde olduğu gibi, ilerde çözeriz yav diyoruz :)-- ve senin de dediğin gibi, bütün bunları yaparken hiçbir şekilde bir pozitivizim temeline oturtamayacağımız (problem of induction) bir inanışla (evren tutarlı işler) hareket ediyoruz. ben de bir sürü adı konulmamış, farkına bile varılmamış, haliyle de hiçbir muhasebesi bilinç düzeyinde yapılmamış inanışla hareket ederken bir yandan da kendisiyle aynı sosyokültürelekonomikeğitimsel imkanlara sahip olmayan insanlara ve onların "sorgulanmamış" inanışlarına burun kıvırmaya, kendini "akıl, rasyonalite ve külyutmazlık"ın baş kalesi sanmaya kıl oluyom accık :) (bunu da buradaki kimseyi hedef alarak söylemiyorum tabii ki, sadece kendi tandığım bildiğim, benzer konumu işgal ettiğine şahit olduğum insanlardan yola çıkarak) ‎- aliye_d
hayat doğaüstü şeyleri tartışmak için çok kısa. çare apateizm. ‎- nasti
hayatımızda eksik olan büyüyü neden illa doğaüstünde arıyoruz ki (arayanlar arıyor yani), doğa yeterince gizemli tek başına zaten. illa fizik kurallarına ters bişeyler mi olması gerekiyor? illa büyü büyü diye tutturan kişi bir hafta doğada kalsın, betonun konforunda yaşarken görmediği sayısız canlıyı, çeşitliliği bir görsün, milyar yıldızın altında otursun, konfor olmadan hayatta kalmanın zorluğunu görsün, bak nasıl da evrene hayranlık/saygı/korku duyuyor ve aynı zamanda onun bir parçası hissediyor, ondan sonra büyü kalmadı yaa demeyecektir bu şahsiyet, pozitivizm/bullshit ikilemi de umrunda olmayacaktır pek. pagan kardeşiniz konuştu, beyond pozitivizm and bullshit ‎- popidicorn
@aliye_d: ona ben de kıl oluyorum, ben de davkinse o konuda çok dargınım. ama mesele ahaha niye inanıyonuz lan hıyarağaları bak ben inanıyor muyum? meselesi değil ki tam, aman neyse işte :) ‎- nasti
@kedidelisi: ofisin hemen dışında, sigara içilip hava alınan yerde üç dört kişi hararetle burç konuşuyorlardı, ben köşemde kararlılıkla susuyordum; sonra eleman sanki sohbetin dışında kalmışım ve dahil edilsem iyi olurmuş gibi bana da bi şeyler dedi, bir başka arkadaş "ona hiç şey yapma, o hiç inanmaz böyle şeylere" filan deyince ben kendimi açıklamak zorunda kaldım, eleman daha da alevlendi vs... resmen o "hiç inanmaz" diyen arkadaş sahneye itmiş oldu beni. ‎- doing
@aliye_d: Mesele bazı düşünceleri bilinçli olarak hesaba çekmiş olmamak değil ama. Faraza "evren tutarlı işler" kesin bir dayanağı olmayan, dünyayı anlarken hep elimizin altında olduğu halde kendisini pek düşünmediğimiz bir kaide, evet, ama bu kaide trilyonlarca kere fiilen doğrulandığı için, felsefi bir merakımız filan yoksa, ya da atomaltı parçacıklar üzerine filan çalışmıyorsak hakkında düşünmeye pek gerek de yok. Kaideye yönelik felsefi sorgulamalar da zaten bu düşüncenin pratikteki yadsınmaz faydaları, kullanımın gereği vs... üzerine değil de, daha çok kaynağı, dayanağı filan üzerine olmuyor mu? ‎- doing
@aliye_d: İnsanların çelişik, dayanaksız, pek üzerine düşünmediği fikirleri olabilir, ama senin bahsettiğin sanki yüzeye çıkarılmamış fikirler gibi geldi bana. Yani "farkında olmadan" birtakım metafizik varsayımlara sahip olabilirim, hatta bu varsayımlar sahip olduğum diğer bazılarıyla çelişiyor da olabilir, ama bunlar açığa çıkarıldığında "ya ona bakarsan dünyayı reptilianlar yönetiyor ve bir sürü kanıt var ama işte işin içinde bazı başka şeyler olduğu için ortaya çıkmıyor, demek ki bilim, akademi vs. o kadar düzgün işlemiyor" diye akıl sağlığımdan şüphe ettirecek şekilde kendimi savunmam gibime geliyor. ‎- doing
yav çok uzatmak istemiyorum da, bilimin, akademinin o kadar düzgün işlemediğine dair de trilyonlarca demiyelim de:) yüzlerce örnek var, yani bir "sistem" olarak işleyişi ile ilgili kuhn'un filan dedikleri bir yana, bilim dediğin 60 sene önce zencilerin neden beyazlardan, kadınların neden erkeklerden aşağı olduğunu ispatlayan, bilim insanlarının çıkıp sigara için sağlığa çok faydalı, öksürüğe iyi geliyor dediği, işin içinde maddi çıkarlar olmadığı zaman bile ee kadınlar mamografi yaptırın, he pardon yaptırmayın zararlıymış, yağı kesin zayıflarsınız, ay yok kesmeyin filan diye işleyen bi sistem sonuçta :) bilimin dediklerine şüpheyle yaklaşmak bana akıl sağlığından şüphe ettirici bişi gibi gelmiyo o yüzden :) kaldı ki, astrolojiye inanan birisi de, bu inancının yine trilyonlarca demiyelim de, yüzlerce kez doğrulandığını iddia edebilir :) ---son olarak şunu diyeyim, ben mesela yukarıda bir sürü şey yazdım bilime "inanmanın" rasyonel olmamasıyla ilgili, neden çelişkili olduğuna dair--- bunlar pratikte bilimle ilişkinizi değiştirdi mi? hayır :) çünkü insan dediğin, sorgulanıp su yüzüne çıksa bile çelişkili inanışlarla hareket edebilir, ben de mesela, kendi aklımız dışında bi dış dünyanın varlığını kesin olarak bilemeyeceğimizi düşünüyorum, ama var mı yok mu belli değil diye çöpü çıkarmazlık, vergiyi ödemezlik etmiyorum. inanmak da, çelişkiye düşmek de human, all too human :) ‎- aliye_d
incir çekirdeği getirdim. yeter bu kadar doldurur bunlar. allah razı olsun. ‎- engin
@aliye_d: "akademi veya bilim kusursuzca işleyip birike birike sürekli ileri doğru gidiyor"a inanmamak, saf bir olguculuğun pek mümkün olmadığını, en açık seçik olgunun bile paradigmayla koşullanabildiğini vs... görerek makul bir şüpheyi ayakta tutmak başka şey, elektronların izleyenin inandığı şeylere ve niyetine göre (gözlemcinin gözlem yapabilmesi için gerekli olan fotonun elektrona çarpması... filan değil, inanca göre) yönünü değiştirdiğini, bu yüzden bilimin ortaya koyduğu doğayı anlamaya yönelik bütün başarıların da bir çırpıda silinebileceğini düşünmek başka şey. Bir de burçlar ve mesela object permanence arasında fiilen doğrulanıyor olmak bakımından yalnızca dehşet bir nicelik değil, nitelik farkı da var. Çünkü ikincisi, kendisini daha temel prensiplere pek indirgeyemiyorsak dahi dış dünyaya dair bütün gözlemlerin ön koşulu gibi bi şey. Bir de böyle durumlarda karşınızda bilimetapar fanatik pozitivist varmış gibi konumlanmak, onun (gerçek insanın değil, hayali fanatik pozitivistin) çelişkilerini ortaya çıkararak tartışmayı yürütmek biraz kolaya kaçmak oluyor bence. Son olarak, bilimin çok fecaat yanlışları sürekli yaptığını bilir ve yine de faydasının zararından, doğrusunun yanlışından çok olduğunu düşünürsün, ona göre yaşarsın, burada bir zıtlık, tutarsız, şuursuzluk göremiyorum. Kimsenin "şu an güncel pozitif bilimler dünya hakkında söylenebilecek her şeyi doğru olarak söylüyor" dediği yok (en azından bu tartışmada yok). Akla gelebilecek her türlü niveyç zırvalıklarına (neredeyse hiç birini atlamadan) inanan insanın inançlarına dair bir öz bilinci olmamasıyla, nedenselliğe inanan insanın bu inancına dair bir öz bilinci olmaması da farklıdır, ikinci kişiye "sen de ancak ilki kadar şuurlusun, ne az ne fazla insansın" demek bence ayıp:) ‎- doing
görüş alışverişinde bulunurken bazen doğrudan karşımızdakinin söylediği şeyler, bazen de bundan çıkardığımız sonuçlar ya da bunların işaret ettiğini düşündüğümüz daha geniş toplumsal/insani durumlar hakkında yorumlarda bulunmamız normal değil mi :) mesela kimse "ikisi de aynı şuur düzeyine sahip" yönünde bir iddiada da bulunmuyor ama bu görüş de "ayıp" diye konuşmanın bir parçası oluyor :) neyse, dediklerimin öyle anlaşılabileceğini görüyorum, ayıp etmek istemem asla-- o yüzden şunu diyeyim, bence bu inanç setleri arasındaki ayrım niteliksel değil, niceliksel (burada da anlaşamayacağımızı görüyor ve peşinen kabul ediyorum :)) yukarıda da dediğim gibi bir sürü sosyoekonomik faktörün belirlediği bu ayrımın da, pragmatik durumlar hariç bir üstünlük doğurduğuna inanmıyorum. pragmatik durumdan da kastım şu: hastalansam reikiciye değil doktora giderim, oturup sohbet edicek olsam muhtemelen takoz pozitivistle dünyayı sürüngenler yönetiyocudan daha çok ortak noktam olur vs. ‎- aliye_d