Yeni sevgili bulmuş eski sevgiliden alınan tuhaf intikam : henüz sevgiliyken bir ara yedi sekiz kitabımı seçip götürdüydü okurum diye. "Onları getirir misin, özellikle Anna Karenina ve Lolita'yı" diye mesaj attım. Tamam dedi, unuttu. Ses seda çıkmadı bi hafta.
Sonra gene dürttüm, "Kitaplar?" dedim, tamam yarın getireyim dedi, inanmadım; sabah ofiste, masamda poşedin içinde üç tanecik kitap vardı. Aynı ofiste çalışıyoruz, ama çoğu gün birbirimizi bir kere bile görmüyoruz. ‎- doing
Neyse, Lolita yok kitaplar arasında. "Lolita?" diye sordum, "Bende değil" dedi. Ne denir ki? "Emin misin, sende olması lazım" filan dedim ama "Hayır, baktım yok" diyor. Kızdım. Çıldırmadım, ama kızdım. Gün içinde de düşündükçe kızgınlığım arttı. Akşam eve dönerken kitapçıya uğradım, Lolita adım bi tane. Eve gittim hışımla (evet, resmen hışımla, intikam alır gibi, yaa işte ne oldu der gibi) okumaya başladım. ‎- doing
Kitabı ilk okuduğumda daha gençtim, Humbert “avının peşindeyken” içimde sesi gittikçe yükselen ahlak sirenlerini nasıl dizginleyebileceğimi pek bilemiyordum. Ama Nabokov zaten kendini baş karakterin yerine koyup ucuz heyecanlar yaşamak isteyenler için yazmadığını fırsat buldukça söylüyor. Romanın kristalimsi yapısı öyle büyüleyiciydi ki okumayı sürdürmeyi de, keyif almayı da becerebilmiştim; ve hayatımda önemli bir noktaydı bu, edebiyatı biraz daha derinden tanıdığımı, imkan ve ihtimallerini, hatta tabiri caizse özünü bile gördüğümü hissetmiştim. ‎- doing
Şimdi bu ikinci turda intikam hisleriyle öyle doluyum ki, kitabı okurken içimde endişenin, utancın zerresi uyanmıyor. Humbert en ufacık şeylerden sefil biçimlerde hazlar üretmeye çalışırken, hedefine ağır ağır ilerlerken filan bırak rahatsızlığı, tuhaf biçimde adamı desteklediğimi, onunla beraber heyecanlandığımı hissediyorum; insanların onun ne mene bir manyak olduğunu bilmemesiyle alay ederken, ben de içimden ona katılıyor, kıs kıs gülüyorum. İşte benim intikamım bu şekilde. Ne biçim intikamsa bu hay allah. ‎- doing