kürt/siyah meseleleri ile ilgili fiğdimden sonra bu yazıyla karşılaşmak enteresan oldu. biraz uzun ama okuyun bence. korktukları şey insanların mağara duvarındaki sahte gerçekliği fark ederek mağaranın dışına çıkmaları http://m.bianet.org/biamag/siyaset/171861-turkluk-ve-beyazlik...
1948-1994 arasında Güney Afrika’da hüküm süren ırkçı apartheid rejimi, ülkedeki insanları beyaz, Hintli-Asyalı, melez ve siyah ırklar olarak tasnif etti ve bu ırklar arasında hayatın her alanında hiyerarşi yarattı. Özellikle siyahlar doğrudan, kültürel ve yapısal şiddet altında yaşadılar. On binlercesi öldürüldü, yüz binlercesi işkenceden geçirildi. Gündelik hayatlarında ve medyada sürekli bir ırkçılığa maruz kaldılar. Neredeyse tamamı yoksulluk içinde, siyahlara ayrılan varoşlarda (bantustan) alt alta üst üste yaşadılar. Eğitim düzeyleri beyazlarınkiyle karşılaştırmayacak ölçüde geriydi. Apartheid, beyazlara verdiği eğitimde siyahlara ve siyahların hayatına dair -önyargılar hariç- hiçbir şey öğretmedi. Sistem beyazlarda, özellikle de Afrikaner beyazlarda, siyahlara yönelik bir duygudaşlığın/vicdanlılığın gelişmemesi için mahalleleri, iş sahalarını, lokantaları, okulları, plajları, tuvaletleri ve otobüsleri ayırdı. İnsanlar bir araya gelirse eşit olduklarını düşünebilir, karşıdakiyle özdeşleşmeye başlayabilirdi. Irklar arası aşk. sevgi, dostluk yasaktı. Nadine Gordimer apartheit’ın özünü şöyle anlatıyor: “İnsanlar doğuştan kardeş değillerdir; birbirlerini keşfetmek durumundadırlar ve apartheid’ın önlemek istediği işte bu keşiftir." ‎- Yannis