ALEVİLİK, İSLAM VE KERBELA Aleviliğin İslamın özü olduğu yolundaki söylemleri çok tekrar edildikleri için doğru olarak kabul edemeyiz. Yalanlar çok tekrar edilmekle doğru olmazlar. Doğrular da inkar edilmekle ortadan kalkmazlar. Aleviliğin temel taşları olan; Ayin-i Cem, On iki hizmetli, Kırklar meclisi, Varlığın birliği, Semah, Nefes, bağlama, Dört kapı kırk makam, Alevi ocak sistemi ve dedelik kurumu, Dem alma, Musahiplik ve Düşkünlük İslam’da yoktur. Aleviliğin temel taşları İslam’da olmadığı gibi, İslam’da olan da Alevilikte yoktur. Aleviliği İslamın dördüncü halifesi Hz. Ali’nin yolundan gitmekle özdeşleştiriyorlar. Ne büyük bir yalan bu. Hz.Ali’nin tüm yaşamı boyunca verdiği hutbeleri, emirleri, mektupları, hikmet ve vecizeleri yani Nehc’ül Belaga ve kendi yazdığı divanı ortada. Hz. Ali’nin eserlerinde yukarıda zikredilenlerden iğne ucu kadar izi yok. Hz. Ali’nin yazdıklarında ve söylediklerinde Aleviliğin izi olmadığı gibi, ondan sonra gelen on bir imamın eserlerinde de yok. Bu temelsiz iddia başlangıçta saklanma, gizlenme amacı ile Aleviler tarafından ortaya atıldı. Aynı iddia bugün Aleviliğin asimilasyonunda görevli güruh tarafından kanıt olarak ortaya konulmaya çalışılıyor. Mantık ve izan süzgecinden geçirilmemiş, paralel kanıtları bulunmayan hurafelere itibar etme devri kapanalı çok oldu. http://www.alevihaber.com/alevi-nedir/basinda-aleviler/biline...
21687489_2077451118946984_6676490033090762249_n.jpg
"Tüm doğumlar, karanlıktan aydınlığa bir doğumdur; tohum toprağa gömülmeli ve karanlıkta ölmelidir ki, böylece güneşte çok daha güzel bir şekil olarak kendini topraktan gün yüzüne çıkarabilsin. İnsan dişi bedende şekillenir ve ancak akla dayanmayanın meçhullüğünden (duygudan, özlemden, bilginin olağanüstü annesinden) en parlak düşünceler çıkar. Bu nedenle başlangıçtaki o kökensel özlemi, henüz bilmese de akla yönelen bir özlem olarak hayal etmeliyiz, tıpkı bizim bilinmeyen ve adı konulmamış bir iyiliğe duyduğumuz özlem gibi." Friedrich Schelling
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı'ya yakarır, "keşke güneş olsaydım" diye. "Ol" der Tanrı. Güneş oluverir. Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur. Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur. Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı. Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar. Oradan eser, buradan eser, kaya bana mısın demez! Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir. Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı... Sırtında bir acı ile uyanır.... Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır... Friedrich Wilhelm Nietzsche
İşgal ve Büyük Kürdistan - Kemal Atmî Bir önceki yazımda, olası bir bağımsız (Güney) Kürdistan'ı mümkün kılmak için, Türk devletinin onayını sağlamak amacıyla yıllardır Türk devletine büyük kolaylıklar sağlandını ancak bu 'rüşvet'in işe yaramayacağını anlatmaya çalıştım. 2007 yılında 1.4 milyar dolarlık ihracat ile G. Kürdistan Türk devletinin ihracat sıralamasında 9. sıradadır. 2011 yılında G.Kürdistan Türkiye'den 5.1 milyarlık mal alarak sıralamada 6. sıraya yükselmiştir. 2013 yılında bu rakam 8 milyar dolardır ve G.Kürdistan, Almanya ve İngiltere'nin ardından Türkiye'nin en çok mal sattığı ülkeler listesinde 3. sıradadır. http://rojevakurdistan.org/rojev-den/26057-isgal-ve-bueyuek-k...
Olimpos Gazozları ve Bazlamacı Apartmanı eşliğinde 6-7 Eylül’ün hikâyesi Bir dönemin en meşhur gazozu, 'Olimpos Gazozları'nın hikâyesini araştırırken 6-7 Eylül Olayları’nın yıkıcı yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Hikâyeyi, Grigoris Bazlamacı ile Gülsün Karamustafa’dan dinlerken 1955 yılının, Sirkeci’sine, oradan Cihangir’deki Bazlamacı Apartmanı’na Atina’ya ve bugünün İstanbul’una doğru çok duraklı bir yolculuğa çıktık. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/7927/olimpos-gazozlari-ve-bazl...
Sait Çetinoğlu: Diyarbekir 1915: Bir Soykırım Laboratuvarı ve İki Soykırım Uzmanı; Vali Dr. Reşit – Mebus FeyziDiyarbekir, 1915 Soykırımında bir laboratuvar işlevi görmüş ve soykırım burada bir laboratuardaki kadar incelikle uygulanmıştır. Soykırımın en önemli iki failinden biri olan Dr. Reşid[i] İTC’nin kurucularından biridir ve vilayet-i sitte’de reformları uygulayacak olan genel vali Hollandalı Westenek’in yardımcısıdır. Reşid aynı zamanda Kürdistan’ı aile toprağı olarak gören Emir Bedirhan’ın da damadı olması Soykırımda Kürtleri kitlesel olarak tetikçi olarak kullanmasını kolaylaştırmıştır. Reşid savaş öncesinde Karesi (Balıkesir) mutasarrıfı olarak Ege’deki elen vatandaşların tasfiyesinde görevinde stajını yapmış ve buradaki kadrosu ile birlikte Diyarbekir’e gelmiştir. http://gecenotlari.wixsite.com/gece-notlari/single-post/2017/...
Samsun Tehcirleri: 1916/17 ve 1921 Samsun (Yun.: Σαμψούντα) Türkiye’nin Karadeniz kıyısında, merkezi konumda bir kenttir. 20. yüzyılın başlarında kentteki ve çevre yerleşim yerlerindeki Rumlar, ilki 1916/17, ikincisi 1921’de olmak üzere iki kez tehcire uğratılmışlardır. Bu dönemde kentte ve civarında yaşayan Rumların sayısı yaklaşık 80,000 idi ve toplam nüfusun yaklaşık %65’ini buluyorlardı.(1) https://ermenistan.de/samsun-tehcirleri-1916-1917-ve-1921/
Mezara kadar Türk ırkçılığı Vefat ettiği Ankara’da toprağa verilmesi engellenen, cenazesine ve mezarına devlet güçleri gözetiminde saldırılan Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk, dün getirildiği Dersim’de defnedildi. https://justpaste.it/1b9ku
12 eylülde işkence gören, yaşamını yitiren insanların anısına... http://rojevakurdistan.org/serif-kaplan/26010-12-eyluelde-isk...
12 Eylül darbesi, 20 Temmuz sivil darbesiyle sürdürülüyor 12 Eylül darbesi 20 Temmuz sivil darbesiyle sürüyor. 20 Temmuz AKP faşizminin sivil darbesinin bir yılda yarattığı travma, 12 Eylül faşist darbesinin yarattığı travmaları da aştı. https://anfturkce.net/guncel/12-eyluel-darbesi-20-temmuz-sivi...
Sanırım, dünyadaki her şiddet dolu anlaşmazlık papazlar, hahamlar ve imamlar tarafından yönlendiriliyor. -Arthur Miller
Fizikçiler evrenin var oluşunu bulmaya çalışırken yok oluşunu da bulmuş olabilirler Modern çağın fizikteki en büyük keşiflerinden biri olan ve parçacık fiziğinin Standart Modeli'ndeki eksik parçası olan "Tanrı parçacığı"nın ya da Higgs bozonunun keşfi kulağa bir çizgi romandan ya da bilim kurgu filminden bir komplo teorisi gibi geliyor https://magcosmos.blogspot.com.tr/2017/08/fizikciler-evrenin-...
GİRİT’TE 5.7 MİLYON YILLIK AYAK İZLERİ BULUNDU Girit’in Hania kenti yakınlarındaki Kastelio bölgesinde bulunan fosil “ayak izi”nin 5.7 milyon yıllık olduğu açıklandı. http://www.deltahaber.com/giritte-5-7-milyon-yillik-ayak-izle...
KEMALİZM, “KÜÇÜK DÜKLER” VE GERİ TEPEN SİLAH Haluk Gerger’in Türkiye’de (özellikle İstanbul ve Ankara’da) kimi sol çevrelere istinaden “iktidarlarını kaybetmek istemeyen küçük düklükler” diye tabir ettiği çok sevdiğim bir tanımı vardır. Sırtını İttihatçılığa, Kemalizme ve hatta Türk şovenizmine dayadığını unutup, CHP’ye “sol”dan ayar vermeye kalkışan, ona buna “liberal” diye saldıran kimi köşe yazarlarıyla; yıllarca AKP’ye “racon kesip”, şimdi ise AKP’den gocunup, Kemalistlerle izdivaç yapmanın yollarını arayan “sol” liberal yazarları gördükçe, nedense bugünlerde aklıma Haluk Gerger’in tanımı gelmekte… http://www.deltahaber.com/kemalizm-kucuk-dukler-geri-tepen-si...
Serdar Korucu: Ermeni Tarihçilerin Gözünden Malazgirt Türkiye’de “Türklere Anadolu’nun kapılarını açan zafer” olarak nitelenen Malazgirt için resmi kutlamalar bu sene başlıyor. Ancak bu “Selçuklu Zaferi”ni öğrenmenin tek yolu bölgedeki Ermeni tarihçiler… Ermeni kaynakları Selçuklu tarih yazımında başı çekiyor. Bunun nedeni Selçuklu güçlerinin Anadolu’ya geçişlerinin anavatanları üzerinden olması. Bu durumu Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu, Türk Tarih Kurumu’nun “Türk-Ermeni Külliyatı” içinde de bulunan “Ermeni Kaynaklarının Gözüyle Anadolu’nun Fethi” makalesinde şu sözlerle ifade ediyor: “…eğer Ermeni kaynakları olmasaydı, Selçukluların Anadolu’yu kendilerine nasıl yurt olarak seçtiklerini anlamak mümkün olmazdı. Her ne kadar Ermeni kaynaklarındaki bilgiler parça parça olsa da bunlar bir araya getirilip değerlendirildiğinde bir tarihi gerçek de ortaya çıkmış olmaktadır.”https://ermenistan.de/serdar-korucu-yazi-ermeni-tarihcilerin-...
6-7 Eylül: Hesabı sorulmayan suçlar kendini tekrarlar Mevzu bahis Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi, Kürt olduğunda AKP CHP fark etmiyor Garo Paylan “Doğduğumuz, büyüdüğümüz, dedelerimizin ve babalarımızın şimdi kırık dökük de olsa mezarlarının bulunduğu bu ülkede kalacağız. Kırık mezarlardan, harabeye dönmüş kilise, okul, dükkân ve evlerimizden yeni bir dünya yaratacağız. Sebat ve cesaretle o harabelerin arasında yine yaşantımızı düzene koyacağız.” Bu satırlar 15 Eylül 1955 günkü, İstanbul’da Rumca yayın yapan Embros gazetesinin başyazısından… Şimdi bir de bunun yanına, aynı dönemde, yani 1955 yılında Türkiye’de kalan bir avuç azınlığa iki gün boyunca sistematik ve planlı bir zulmün uygulandığı günlere ait başka bir alıntıya gidelim: “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.” Bu sözler, 6-7 Eylül pogromu sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görev yapan Sabri Yirmibeşoğlu’na ait. O dönem yaptığı bu ‘muhteşem organizasyon’ sayesinde bürokrasinin basamaklarını kademe kademe çıkan Yirmibeşoğlu, 12 Eylül darbesi sonrası Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, 1984’de Genelkurmay Harekat Dairesi başkanlığı ve nihayetinde Milli Güvenlik Kurulu genel sekreterliği yapmıştır. Daha ‘başarılı’ bir kariyer, herhalde pek az askere nasip olmuştur! http://alinteri.org/6-7-eylul-hesabi-sorulmayan-suclar-kendin...
Sarkis Hatspanian: 6-7 Eylül: Manevi değerlerle imtahan tarihidir ! 1915’in yüzyılı 2015’te gerçekleşmeyen yüzleşmenin sonbaharına gelinceye dek kendi anavatanından edilen Ermeni halkının yüz yıldan beri tek başına ve eşsiz bir onurla taşıdığı soykırım acısına 365 günlük yılın sadece “senede bir günü” ortak olma girişiminde bulunan kesimlerden sayısı iki elin parmaklarıyla sayılır adam gibi adam olan insanlar dışında, içlerinde Facebook sanal dünyasında en azından “beğen”, en fazla da “paylaş” düğmesine basmayı çok büyük bir insani görev ve marifet sayıp, ‘manevi’ bir doyuma ulaşmayı dener havalarında kendi kendini avutan “dostlar alışverişte görsün” takımından bile insanî bir jest olarak umularak beklenen, belki bir çocuk saflığıyla fazlasıyla ihtiyacî olan gür bir ses ve nefesin bugün itibarıyla duyulmadığı ve bu gidişle duyulmayacağı da herkes için aşikârken artık, bir başka vahşice işlenen katliamın, 6-7 Eylül pogromunun 60. yıldönümüne vardık ! “T.C.” adlı leylimley devlette “İstanbul 1453’te değil, asıl 6-7 Eylül 1955’te fethedildi” işgalci faşist düşünceye sahip olanların milyonlarca olduğu kuşkusuzken, bir zamanların Dersaadet adlandırılan şehrinde, onlara alternatif, en azından yeğlenir olduğunu sandığımız kesimlerden insanların bugün yaşadıkları yerle ilgili duruşlarının bir turnusol kağıdı özelliği taşıdığını düşünen sayısı gittikçe azalanlardan biriyim. https://ermenistan.de/sarkis-hatspanian-yazi-6-7-eylul-manevi...
Sarkis-Hatspanian-218x300.jpg
Malazgirt 26 Ağustos, Malazgirt meydan muharebesinin 946. yıldönümü olarak, yeni bir şaşaayla kutlandı. Devlet protokolü, kıymeti bilinmeyen bir büyük günün hatırasını telâfi etme âciliyetiyle seferber oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, o zaman Sultan Alp Arslan kimlerle mücadele ettiyse bugün kendilerinin de onlarla mücadele ettiğini söyledi. İktidar neşriyatı, tıpkı Malazgirt’teki gibi, bugün de “yeryüzünün merkez güçleriyle hesaplaşma” davasının davacısı olduğumuzu anlattı. “Muş ekonomisine Malazgirt piyangosu” haberleriyle, esnafın da gönlünün hoş edildiği duyuruldu. Önümüzdeki yıl bu yıldönümünün çok daha alâyişli kutlanacağı duyuruldu. Millî günler kadrosunun revizyonuna dönük bir yeni hamle mahiyeti de taşıyan bu kutlama, Kemalist-Cumhuriyetçi çevreler nazarında, elbette, 30 Ağustos’u gölgelemek anlamına geliyordu. Onlar da elden geldiğince 30 Ağustos alâyişini çoğaltmaya bakıyorlar. *** 1971’de, 900. yıldönümünde de, milliyetçi-muhafazakâr cenahın Malazgirt’i Dumlupınar’a rakip çıkartmaya dönük bir hamlesi olmuştu. Adalet Partisi’nin MHP’ye yakın kanadının önde gelen isimlerinden saygın Selçuklu tarihçisi Osman Turan, bu günün millî bayram yapılması önerisini dile getirmişti.http://marksist.org/icerik/Sectiklerimiz/7795/Malazgirt
90 yıllık efsane: Kurtuluş Savaşı Bütün dünyada, bütün dillerde Kurtuluş Savaşı derseniz, herhangi bir dilde bu bağımsızlık savaşı manasına gelir. Ama milli mücadele Türkçe'ye özgü bir kelimedir, kullananlar milli mücadele derler. Hangi milletin mücadelesi bu? Türk milletinin, ya da Türk egemenlerinin demek daha doğru olur. Çünkü esasında doksan yıldır, Türk halkı da tıpkı diğer halklar gibi Türklük perdesi adı altında Türk egemenleri tarafından sömürülmekte, şovenizm ve milliyetçilik ile kendi tarihsel sınıfsal çıkarını görmesi engellenmektedir. Buradaki Milli Mücadele vurgusunun ana sebebi, bir milleti ortaya çıkarıp, diğerlerini ortadan temizleyip, bir tanesini ortada bırakmak için yapılmış bir mücadeledir. Kelimenin özü budur. Ulusal anlamda belki ortada tek kalan halk olan Türk halkı, milli talepler noktasında bir ayrımcılığa uğramamakta ama sınıfsal anlamda çok derin -bir üstte de yazdığım gibi- sömürü koşullarında yaşamaktadır. Normalde Kurtuluş Savaşı denildiği zaman, o topraklarda yaşayan insanlara karşı dışarıdan gelmiş bir müdahale vardır. Bu müdahaleye topyekûn o topraklarda yaşayan insanların seferber olup savaşma durumudur. http://marksist.org/icerik/Yazar/5306/mobileRedirect
'Abdülhamid Yahudilerin Filistin'den toprak almasına izin verdi' Tarihçi Doç. Dr.Sezai Balcı ile Prof.Dr. Mustafa Balcıoğlu ikilisi tarafından Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki belgelerin gün yüzüne çıkartılmasıyla hazırlanan "Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu" başlıklı çalışmada, Yahudi kökenli Rothschild Ailesi'nin Osmanlı padişahları ile olan gizli ilişkileri ortaya çıktı. https://tr.sputniknews.com/turkiye/201708281029910386-abdulha...
Atatürk'ün Malatya Akçadağlı oldugunu gösteren o belge Ali Aladağ...:Malatya olay...: Atatürk'ün Malatya Akçadağlı oldugunu gösteren ve resmi kayıt altına alınan işte o belge... http://malatyaolay.com/m-haber-10016.html
KÜRTLER VE KUTUP AYILARI Evet, insan türü olarak hepimiz birer ezeniz, birer zalimiz ama kendi türümüz içinde de ezdiklerimiz suskunluğa mahkûm ettiklerimiz vardır. İşte bunlar bir yerde diğer canlılar ile kader ortaklığı içindedirler. Bunun zamanımızdaki örnek olarak seçilebilecek iki simgesi Kürtler ile Kutup Ayılarıdır. Kürtler Ulus devlet denen kötülük sembolünün yarattığı mazlumlarken, kutup ayıları uygarlık denen kötülük kaynağının oluşturduğu mazlumlar. https://dunyagozuyleblog.wordpress.com/2017/08/24/kurtler-ve-...
Ve andolsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik,hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan. Yılmaz Odabaşı
Yaşasın Yusuf! Seyfi Cengiz İslamcı faşistler bütün bir askeri tarihi barbarizmi, yıkımı, yağmayı, kırımları yücelten bir okumaya tabi tutuyorlar. Güncel siyasetlerinin ve gelecek projelerinin belirlediği bir tarih okuması bu. Dünden beri konu Malazgirt. Erdoğan Alparslan’a özeniyor. Aklıma Yusuf geldi. Yusuf bir kale komutanıydı. Bu kalenin yeri tartışmalı. Yusuf’un kimliği de tartışmalı. O’nun Harzemli, Deylemli, Kürt veya Batıni olduğunu söyleyen kaynaklar var. Önemli olan onun Alparslan’ın 200 bin mevcutlu ordusuna karşı sergilediği direniş. 26 Ağustos 1071’de daha küçük bir orduyla koca Bizans imparatorunu bozguna uğrattığı kayddedilen Alparslan, küçük bir kalenin komutanı olan Yusuf’un direnişi karşısında çaresizdi ve onun ellerinde alaya alınarak ve aşağılanarak can verdi (20 Kasım 1072). Erdoğancı Faşistler, böyle kalelerin ve kale komutanlarının hiçbir devirde eksik olmadığını unutmasınlar. Yaşasın Yusuf!
Kimmiş bu Yusuf acep? Bilgisayardan girince bir bakayım. ‎· Yerdeniz Balıkçısı
1072-2017 hala tartışılıyor mu bu kale? ‎· hikmet
@hikmet: olay neymiş ki? ‎· Yerdeniz Balıkçısı
@yerdeniz, ben de senin gibiyim abi. yani 'tartışmalı' denen olayı 2017 yılında destansı dille anlatmak saçma. ‎· hikmet
İnsan sadece bilmediği şeyden korkar, bilgi ise her türlü korkuyu yener. Vissarion Belinski