BIKO Açlıktan yüzü üçgene dönmüş kızı üzerinde sabitledi bakışlarını. Durmadan soru soran kızının yüzünü ilk kez bu kadar detaylı inceliyordu. Annesinin bir kopyasıydı. Sağ gözünün alt tarafında birbirine yakın iki benin arasında gözyaşları yol yapmıştı. Kuruyan gözyaşı kırmızı toprakla kirlenmişti. Kırmızı toprak yüzünden çenesinin altına kadar dikey bir iz oluşturmuştu. Dokuz yaşına gelmesine rağmen halen annesinin memesini emen çocuk, zamanın çoğunu soru sorarak ve annesini isteyerek geçiriyordu. “Her ca ça hondı tariyo bawo?” (Her yeri niye bu kadar karanlık baba?” Işık ve ziyaret yurdu olan Dersim, koyu bir karanlığa gömülmüş gibiydi. Tüm gölgeler aşağı emiyordu. Işığı arıyor gibi sağa sola döndü. Yönünü hangi tarafa çevirse ışığı emen koyu gölgeleri görüyordu. Hızla dönünce sol kolumdaki yara kanamaya başladı. Çocuğuna uygun bir cevap aramaya çalıştı. Dünyanın vicdanı ağır hastaydı; ölüm yatağına düşmüştü. Kimse imdat çığlıklarına cevap vermiyordu, sesi yine kendisine geri dönüyor ve içinde yankılanıyordu. Ayağının altındaki toprak bile düşman olmuştu. Orman içleri ve Irmak boyları işgal orduları, kelle avcıları ve ispiyoncularla dolmuştu. “Dıke,vergo şoh wördo . Were vergo kı bi mırd tij vejina!” (Evladım, ışığı kurtlar yemiş. Kurtların karnı doyduktan sonra güneş de doğacak!)http://devrimcikaradeniz.com/biko/