Size anneannemin anneannesi ile ilgili acıklı bir Anadolu hikayesi anlatayım mı? Annemden dinledim dün, savaşlar hakkında konuşurken.
evet! ‎- berilowski
ay pardon, annemle türk dizisine daldım burayı unuttum. anlatıyorum. ‎- Faruk Ahmet
ahahahha dalga geçiyor bizimle ‎- sevinç
Şimdi, anneannem 1911 doğumluydu, onun anneannesi kaç doğumlu, bilmiyoruz. 17-18 yaşlarında anne olduklarını düşünürsek hikaye 1850'lere filan denk geliyor olmalı. Savaş zamanıymış. Hiçbir yerde güvenlik yokmuş, herkes aç, yorgun ve tedirginmiş, ve Rumlardan kaçıyorlarmış (Erzurum kökenliler, ama Rum meselesi olduğuna göre bu Trabzon'a göçmelerinden sonrası). Büyük ananem ve kocası, sırtlarındaki sepetlere iki kişi doldurabildikleri ne varsa doldurmuşlar—kapkaçak, birkaç kıyafet, varsa biraz yiyecek—ve evlerini terk edip yola düşmüşler. İlk çocukları da yanlarında, ama küçücük bebek henüz, büyük ananemin sepetinde, güneşten korunsun diye birkaç hafif şeyin altında yatıyor, ve ara ara sussa da çoğunlukla ağlıyormuş; hastalıktan belki, yahut açlık. Ama durmaya lüksleri yok, ve dursalar bebeği susturacak bir imkânları da, o yüzden yürümüşler, sonra biraz daha yürümüşler, sonra biraz daha. Sonra, bir ağaç altında, çalılık bir yerde mola vermişler. Moladan kalkıp yine yürümelerinden belki bir saat kadar sonra, büyük ananem bebeğin artık ağlamadığını fark etmiş, "Bey, bebek ağlamıyor artık" demiş büyük dedeme. Büyük dedem önüne bakmaya devam edip, bir yandan elini "boşver, geçti artık" gibilerinden sallayarak "bebek yaşamıyordu artık mola verdiğimizde, orada bi çalının altına bıraktım" demiş—yürümeye devam etmişler. Büyük ananem hep bu hikayeyi anlatır, "o kadar küçüktü, sepetteki yokluğunu bile fark etmedim" diye ağlarmış. ‎- Faruk Ahmet
ah kıyamam ‎- sevinç
annanemin de bir bebeği ikinci dünya savaşı sırasında besinsizlikten ölmüş, altı yaşlarındayken bir kardeşini annesi çalıştığı için sırtında taşırmış sürekli, o bebek de öyle muhtemelen açlıktan, hastalıktan ölmüş ‎- sevinç
ne çok çekmişler ‎- sevinç
Bir de, (büyük dedemlerin) Türk köyünde yaşayıp oradakilerin çobanlığını yaparak geçinen, öksüz bir Rum çocuğun hikayesi vardı. Savaş çıkıp herkes kendi ırkının siperleri ardına düşünce, o zamana kadar yan yana yaşadıkları komşularıyla düşman olup vuruşmaya başlamış oranın köylüleri de. Bir zaman sonra, Türklerden bir adam, tepelerde gezerken bu çocuğa denk gelmiş, görüp tanıyıp Rum olduğunu hatırlayınca da hemen silahını doğrultmuş. Çocuk çobanlık yapıyor, yanında tüfek varmış herhalde o yüzden, sürüyü korumak için kurtlardan, yaban domuzlarından, ya da her neyse. Adamın silah doğrulttuğunu görünce yalvarmaya başlamış çocuk, benim size bir düşmanlığım yok, vallahi de billahi de yok, ben yalnız çobanım, diye. Adam "tanıdım seni, zararsız, efendi bir çocuk olduğunu da hatırlıyorum, ama Rumsun, şimdi seni vurmasam tüfeğini alıp sen beni arkamdan vuracaksın belki" demiş. Çocuk yalvarıyor, yok, asla, diyormuş, adam da tetiği çekmeye kıyamayıp devamlı "ben vurmazsam sen" diye tekrar ediyormuş... böylece bir süre kilitlenmiş durum, ikisi de ağlıyormuş hüngür hüngür. Adam sonunda çekmiş tetiği. ‎- Faruk Ahmet
:( ‎- eyfiti
ne acıklıymış ya :( ‎- tahta itici
of bee, cidden hazin durumlar ve hala yaşanıyor belki de ‎- aralık
abov içim kıyıldı yav, rum çocuk al abi bak silahımı sana veriym de vurmayacağıma kani ol keşkem diyesiymiş diye dizimi dövdüm ‎- Taşak Sutyenlerini Fıydırın
alfo baska silah bulur gene oldurur diye dusunur ki. dusman rum olarak kalacak onun icin. cok berbat kendini varedisini baskasini oldurmekle yaratabilen bir siyaset. adam vicdanini dinleyememis paranoyadan. (tabi vicdanini dinlememek icin mazareti yok) ‎- seyif
memedin kitabı'ndaydı galiba, bir asker gerilla ile karşı karşıya geldiğini ama kimsenin ateş etmediğini anlatıyordu, gece bakiim unutmazsam ‎- sevinç
ilk hikayede bildiğin bayağı duygulandım be :( ‎- programmer
2.hikayeyi gözümün önüne getirdikçe kendimi rum çocuğun yerine koydum, daha da kötü oldum :( ‎- programmer
sevinç aynı sahneyi mi hatırlıyoruz acaba, gerilla (kadın) taşın altında saklanıyor ama başı ayakları dışarıda, asker bunu görüyor bakışıyorlar, sonra burda kimse yok komutanım diye uzaklaşıyor asker. ‎- Kiraz
Bakmama gerek kalmadı :)) kadındı da, eminim ‎- sevinç