Kış bastırdığından beri kendimi kasvetli bir sanat filminde hissediyorum. Ellerim cebimde taksim'den aksaray'a, sultanahmet'ten karaköy'e yürüyorum. Ne bir düşünce geçiyor aklımdan ne de bir anı. Sadece güzel, bir şey düşünülmediğinde var olmak. Sokaklarda genelde yabancılar oluyor, bizimkiler koşuşturmaktan ibaret. Oysa burası bizim büyüdüğümüz şehir lan. Vapurdan kadıköy'e geçerken günbatımına denk gelmişsem en son inen oluyorum. birazdan ineceğim ve insanların saçma koşuşturmasının bir parçası olacam. eve kadar yürüsem mi acaba diye düşünüyorum ciddi ciddi. kapişonumu çekip sigara içe içe gece yarısı eve varırım sanırım. üşendiğimden değil yolun bi yarısında içimi geçmişimden bir şey tırmalayacak ve ben zınk diye duracağım, yürümek istemeyeceğim diye korkuyorum. yaşamımı düşünmediğimde kendimle barışık olabiliyorum ancak. sıcaklığını duyduğumda düşünmeyi, hesaplamayı zul sandım hep ilişkilerimde. öylece akmak istedim ama hayat bu kadar aptalca bir tutumu hemen 'canım sen şuracıkta dur, şekerini ye' diye ayırıyor hemen. yine de ısrarla, akıntıya kürek çektiğimi bile bile niye böyle yaşamak istedim bilmiyorum. böyle davrandığında da sen sen değilsin diğer türlü davrandığında da. bu paradoks içimi buruklaştırıyor, ellerimi ceplerime daldırıp kendime susarak yürüdüğümde kendimle dünya arasındaki bulvarda yürüdüğümü hissediyorum galiba. kar taneleri uçuşuyor, rüzgar burnumun ucunu sızlatıyor, sigaram aceleden bir kaç nefeste bitiyor ve ritmik ayak sesleriyle devam ediyor film..

2015-2016 Mokum.place