Yazmaktan caydım, okumaktan caydım. Kendi potansiyelimle top çevirmeye çalışıyorum bir süredir. İnsanın kendini yetiştirme tarzında bir değişim var ama çözemedim henüz. Ya sistemin dayattığına göre bir geliştirme vardı ya da muhaliflerin. Şimdi kendim, sistem ve karşıtları arasında gidip geliyorum. Şuan ne ben doğruyum ne sistem doğru ne de karşıtları. Okusam manası yok, saldırsam karşılığı yok, yazsam farkı yok.
Üstelik ömrünün çoğu politikayla geçmiş birisi için, ondan yeterince soğumakta cabası. Gittiğim yollardan geriye baktığım zamanlarda, insana ait basitliği özlediğimi fark ederdim. Bir kadına dokunmanın doğal halini, erkek arkadaşlarımla pipimizin boyunu, futbolu, basit bir düzeneği ele alış biçimimizi, kısacası söze ihtiyaç duymayan 'yapma' halini özlüyordum. ‎- Kurtz
etrafımızda bi şeyler oluyor ama içimizin sıkıntısı daha varoluşsal daha temel sanki. birileri ölmesin istiyoruz ki kendimizle daha rahat uğraşalım. çünkü yetiyor bize artık kendi başınayken yapabildiklerimiz. porno izleyebiliyoruz, maça gidebiliyoruz, içebiliyoruz, kur yapabiliyoruz, eğlenebiliyoruz. hatta zaman bugün, kendi başınalığımızda yapabileceklerimize yetmiyor bile. ‎- Kurtz
bir yazar 'ikinci el bir dünyayı yeniden yaşıyor gibiyiz' demişti. bugün bir spor kulübünün başkanı 'insanların hayatı anlamsız geliyor kendilerine, çünkü gerçek değil, yaşadıkları hayat sanal' diyordu. tüm bunları topladığımızda içinde bulunduğumuz can sıkıntısı ya da anlamsızlığın nedeni nano-teknolojinin gelişmesiyle bilişim sektörünün yeni bir ekonomik-sosyal-kültürel dünyayı dayatması. gerçek ile sanal arasındaki duvar giderek belirsizleşiyor. ‎- Kurtz
şimdi neresindeyiz hayatın, neyiz artık, kimiz. özne ne toplum ne nesne ne? neye göre geliştireceğiz kendimizi? bu kadar hızlı akan bir zamanda birilerine takılı kalmak akıllıca mı ki artık. uzun soluklu aşklar mesela mantıklı mı artık. ya da romantik şiirler, elden ele dolaşan 'karanfil'den huşu devşirmemiz? ‎- Kurtz
uzun soluklu ve bir hayli yorucu ilişkimsi diyebileceğimiz bir şey yaşadım. çok yalpaladım, zorlandım. bütün bunları hiç sorgulamayan biri 'yavşak' derdi bana muhtemelen. sevgiyi hatırlatırdı, aşkı, vefayı falan ama ben bu değişimin içinde kendimi bir yere koyamadım. bu yüzden ne kızgınım ne üzgünüm ne de pişmanım. zaman ve mekan değişiyor, dengesini bulamadı henüz ve ben de onun bir parçası olarak kendi payıma düşen 'sancısını' çektim. direnebilirdim buna, görmezden gelebilirdim ki bunu yapmaya çalışırken yapamadım. tüm hayatımın amacı zamanın uç kısmının yanı başında olmaktı. şimdi bu mümkün mü bilmiyorum. insan, bir an geldiğinde ardından bakma durumunu kabullenmeli sanki. sonuçta üreyen hücreler ölen hücrelere yenilecek ve bu zihne yansıyacak. ‎- Kurtz
'tutunamayanlar' metaforunu çokta ş'apmamak lazım. içinden geçtiğimiz süreci de tukaka etmememiz. yalpalamayı, zorlanmayı, anlamamayı, tat almamayı hayatın içinden geçtiğimiz eşiğiyle yorumlarsak sorunu kendimizde değil hayatla birlikte değişiyor oluşumuzda buluruz. buna da doğal olduğu için 'sorun' demeyiz. zaten oguz atay'ın o kitabını da hiç sevmedim. kitabın iki bilemedin üç yerinde geçen 'olric'in yıllarca başımıza kakılmasının tek nedeni, bu ülkedeki edebiyatın bi boka yaramamasıydı. içinden geçtiğimiz süreci kısmen açıklıyor tabi bu kavram. ama 'tutunamamanın' şöyle bir anlamı var: makro ve mikro dengeler oturmuştur ve sen onları okuyamadığın için ortalıkta savruluyorsundur. günümüz için geçerli değil bu. hele bi dünya tutunacak bir yer bulsun, bakarız. ‎- Kurtz
mesele de burda, ne olduğumuzu ve yaptıklarımızdaki 'anlamsızlığın' nedenini bilmiyoruz henüz ve bilmemiz için taşların yerine oturmasını bekliyoruz. kapitalizm bugün, yapısal krizini ortadoğuya yığarak toparlanmaya çalışıyor. ama şunu bilebiliriz artık. tüm davranışlarımızın ve kavramlarımızın içeriği değişiyor. duygularımızın somut anlamları da. ‎- Kurtz
o yüzden yapmak istediklerimin 'ulvi' anlamı şimdilik sikimde değil. yapmakla sınırlandırıldığım şeyleri iyi yapmayı düşünebilir, deneyebilirim ancak. iyi para kazanmalıyım, canım istediğinde sevişmeliyim, iyi yemeliyim, iyi yerleri gezmeliyim, zamanı kaliteli kullanmalıyım. bu, günümüzün yarın değişecek olan anlamı! ‎- Kurtz
ya zaten sildim yorumu gordun. iyi guzel yaziyorsun bakis acini bazen cok tutuyorum ama genelde benim icin hep bir havada kalmislik oluyordu ucundan. buna da ilk basladiginda begenmistim simdi hoslanmadim. hic mi hic katilmasam da ana fikrine okudum saygi duydum. ‎- sulhgasm
sen silince havada kaldı o 'tutunamayanlar' kısmı :) keşke katılmadığını yazsan geniş geniş. şimdi olmasa bile fırsatını bulduğunda. dediğim gibi, bugün hiçbir şey 'kesinlik' değil benim açımdan, haliyle kendi söylediklerim de. ‎- Kurtz
Ben buraya katılmadıklarımı yazsam onlar da benim için kesinlik değil aynı dusunuyoruz. Ama düşünceleri kesinlik yapan da fikirlerin kendisi değil onların o an için bulundukları yer ve zaman oluyor. Ben bu gibi iç dökmelere uzak durmayı tercih ederim. En başta "tutunamıyoruz diyebilir miyiz?" Diye sormam da fidin akısını dogru on goremememden oldu. Yoksa okur gecerdim sadece herkes kendi muhasebesini yapsın. Benim caymamak gibi bir idealim var. Mesela canım istediğinde istediğim yemeği yiyebilmeliyim diyorsun. Bu canım istediğinde istediğim yemeği yiyemememden kaynaklı. Halbuki ben yiyebilecekken bile canımın istediği şeyleri gercekten yemeli miyim? diye soruyorum ve cogu zaman canımın istemediği şeyler yiyorum, gercek bu. Anlamsızlığa bir neden arıyorsun vs. Cok da artislik yapmiyim yazarak duzenli mantıklı cümleler kurarak tartışmak isteyeceğim bir konu değil bu anlamı ben böyle aramıyorum :) ama okuyorum sen yazınca iyi oluyor. ‎- sulhgasm
burada sorguladığım, asıl olanın yer ve zaman olduğu ve bu yer ve zamanın farkında olup olmadığımız. caydığım şeyler, çerçeve değil onun içeriği aslında. bu noktada farklı düşünmemiz aynı sorundan muzdarip olmadığımız anlamına gelmiyor. söylediklerinden de bu anlaşılıyor. ama 'canım isterken bile yemeli miyim' önemli bir soru. bana kalsa şimdilik yemeliyiz. tabii yarın değişeceğini bilmek ve kendimizi yediğimiz yemeğe göre ayarlamamamız koşuluyla. 'şimdi' neyiz bilebiliriz ama 'yarın' şuan için çok belirsiz. dolayısıyla yapmak istediklerimiz mutsuz eder bizi, çünkü yapmak istediğimizin 'yarınla' uyuşup uyuşmadığını kestirmemizi engelleyen kaotik bir dünya var şuan. yapma yetimizin olduğu şeyleri iyi yapmamız geçici bir kolaylık sağlayabilir. ‎- Kurtz
ben hic bir zaman yer ve zamanin farkinda olabilecegimizi dusunmuyorum. biz insanlar uc boyutlu bir dunyada yasiyoruz. bence istediklerimizi yememeliyiz cunku dunya biz bunu yaptigimiz icin kaotik ve bu yuzden gecici kolayliklar dunyasinda yasiyoruz. bunlari yaparak anlam yukluyoruz hayatimiza. ben vegan degilim ama et yemem/yememeye calisirim, cogunlukla yemem de zaten et yemek istedigim icin yemiorm. bir kadini cok arzuladigim icin sevismiyorum cunku bunlarin yikici olabilecegini goruyorum. arzularimiz mutsuz eder bizi diyelim ve bu muzdariplik arzularimizin eylemlerimizi yonetmesine ne kadar izin verdigimizle ilgili. isleyis boyle arzu uretimi ve bu kolaylik ihtiyaci da devam etmesine yariyor. bunlari yapip sonra istedigimiz kadar muhalefet edelim ya da daha iyisini duslemeye devam edelim zaten yuzlerce yildir hicbisi bu yuzden degismiyor degismeyecek. abartili bir ornek vereyim dunyada birileri her zaman yavru kedilere eziyet edecek mesela ya da oldurecek; dunya hep kaotik olacak zaten. yarinla iliski kurmaya calismak ya da bunu duz bir cizgi uzerinde yapmak da bana cok anlamsiz geliyor haliyle. hep bir simdiden bahsedip yarinla iliskiyi bunun uzerinden kurmak ama o simdi de kaotik bir simdi. onun uzerinden daha duzenli bir yarina uymayi duslemek ne kadar gercekci. memnun degiliz ama bugune uymaya calisiyoruz kendimize kolayliklar bulup. mesela afrikada colun ortasinda yasayan bir kabile bugun parasi varsa istedigi her seyi yiyebilir cunku kapitalizm ama bin sene once colde ne varsa onunla yetinecekti. ananas yemek istiyorsa onun oldugu yere gitmeliydi. dunya aslinda boyle bir yer. her istedigini istediginde yaptigin bir yere donusturdugunde sonuclari da boyle oluyor. bir de bir seyleri iyi yaptigimiza inaniyoruz cunku zaten kriterlerini biz belirliyoruz. karsilastirma yapacak biseyimiz olmadigindan da ya da onlari onemsemedigimizden de kral biziz. hayvanlari yok ediyoruz mesela cunku kriter biziz. agaclari kesiyoruz cunku kriter biziz vb vs ‎- sulhgasm
Gençler insan okuyacak bunları ‎- gramofonkadın
Çok iyi bir yazı okumaya sizi doyamadım. Ben aslında ikinize de katılıyorum yani bakış açılarınız birbirini tamamlıyor aslında. Şöyle zaten ana hattında kapitalist sistem insan bencilliği odaklı. Saf tüketime odaklanarak insanın içindekimo bencil hissiyatın var olmak için tüketme güdüsünün piyasa içerisinde fiyat belirlemeye yaradığını ve belli dayatmalar ile de tüketimin özendirilebileceğini keşfedince sistem tasarlanıp bugünkü haline geliyor. Ana özne insanın içindeki o "yapmak istiyorsam yapmalıyım" zaten. Hani yapınız edendim ediniz efendim var ya hah işte o burdan geliyor. Çünkü insan kendini, yanlızlığını veya kişiliğini ona dayatılan objeler ile tamamlayabileceği gibi vir olguya itilşyor. Doğasında olmayan bu davranış ve sistem, sanki zorundaymışcasına ve acımasızca dişlilerinin arasında bizi psrçalarken duygusal düşünebilen ya da sistem sorgulayan insan bşr süre sonra uyum sağlayamıyor. Aslında günümüz buhranı bu. zaman mekan, aslında hiç ona ait olmadığımız hissi ile anlamı insanlarda arayıp bocalatıyor bizi. Şu uzun ilişkiler lafı gerçekten mantıklı, ki günümüzün hızlı alan tüketim dünyasında chat emojileri gibi yavan olan ilişkiler sen içinde anlam aradıkça üzerine yapışıyor. Hayatın anlam arayışında sistem yüzünden zaten üç sıfır geride başlarken, ve sana öğretilen aşk sevgi mutluluk olması gereken tek eşlilik sadakat ihanet duyguları ile birlikte aslında birgün hiç de öyle gördüğün gibi olmadığını gösteriyor sana. Yeni tatlar ve anlamlar ile her gün değişen bu dünyadaki tek gerçek, bu anın. Sadece bu anı anlamlandırabilirsiniz (telden yazdım hataların kusuruna bakmayın) ‎- Bay Öküz
Bir kez daha okuyacağım bunu çok koptu ama ilginş bir feed. Belki ben de yazarım üzerine bişeyler #bunabakarlar ‎- CatBus
@bayokuz burada şöyle bir şey var yalnız insan bencilliği duygusal olduğu kadar kişinin mantığıyla da ilişkili. bir de ben kapitalizmin aslında buna odaklanmadığını bencilliğin bunu kolaylaştırdığını düşünüyorum. aslında tüketim arzu üretimine odaklanır. ben reklam ajanslarında bu üretimin mutfağında çok uzun mesailer harcayıp kafa patlatıp çalıştığımdan biraz böyle bakıyor olabilirim. arzu üretimi bize sadece neyi arzulayacağımızı söylemez aynı zamanda onu nasıl arzulayacağımıza da karar verir. neyin lezzetli ya da çekici olduğuna ve onunla ne yapacağımıza bizim yerimize karar verir ve biz bunu kendimize giydirirdiz. aslında bunlar ne kendi arzularımız ne de kendi ideallerimizdir. basitçe anlam arayışımız ve onu elde edememedeki tatminsizliğimizin sürekliliği. çünkü anlam aramak gibi bir hatanın peşinden gidiyor insan. halbuki anlam aranmaz üretilir. arzu nasıl üretiliyorsa anlamlar da değindiğin üzün ilişkilerde üretilebilenlerdir. burada çok basit bir üretim ve tüketim çakışması söz konusu. tüketimin üretime nazaran çok daha kolay olması, konformizm, toprakla ve emekle olan ilişkisizlik. sistem üretirken insanların arıyor olması bir kaybediş zaten. üretmeyen insan en temel vasıflarını da kaybediyor haliyle. bu insandan da kutsalları olmasını bekleyemezsin. çünkü kutsallar özellikle ilkel olarak tanımlanan toplumlarda hep doğa ile uyumu sağlamış. tanrının, aşkın vb. ölümü de zaten insanın bu uyuma karşı kibrinin bir sonucu. ateşi körükleyen de bu epiküryen yaklaşım. uzak doğu felsefeleri doğa ile çok daha uyumlu olmalarını sağlayan bir irade kontrolu üzerine kurulu. ‎- sulhgasm
@sulhgasm: Artık çokta üç boyutlu bir dünyada yaşadığımıza emin değilim. Ayrıca 'dünya hep kaotik bir yer' fazla karamsar bir önerme gibi. ben yer ve zamanın farkında olabilecek meziyetlere sahip olduğumuzu düşünüyorum. birbirimizi tamamlayan şeyler söylesekte aslında belirgin bir bakış açısı farkı var. şöyle ki: bana göre biz şuan bir 'kaos aralığı'ındayız. ta 11 eylül saldırısından beri içinde olduğumuz bir kaos aralığı ve dolayısıyla 'normal' diyebileceğimiz bir zamandan geçmiyoruz şuan. anormal bir zamanı normalmiş gibi yaşarsak içine gireceğimiz şey yeisten başka bir şey olmayacak. yaklaşık 10 yıllık bir süreden beri dilim döndüğünce 'hey bu anormal bir zaman, sorunu kendinde arama' diye bağırıp duruyorum etrafımdakilere. sözünü ettiğimiz makro ve mikro denge durumu bozulduğundan bir anomali içinde yaşıyoruz şuan. ki hem iktisadi hem politik bu yapı bozumu zaten 100 yılda bir yaşanır.. eskinin yıkılmaya başladığı ve yeninin henüz oluşmadığı bu kaos aralığında nasıl davranmalıyız? anormalliği kabullendiğimizde günlük hayatımızı nasıl işlemeliyiz? kendi açımdan yanıtını aradığım soru bu epeydir. ve verebildiğim yanıt, anormalliğin farkında olarak ve gelişmeleri takip ederek şimdilik 'yapmakla sınırlı olduğunu' iyi yapabilmek bu anomali halini aşmak için iyi bir yöntem olabilir. dolayısıyla dediğin 'anlam arayışına' gerek yok ve ona kesinlikle katılıyorum. hayatı anlamsızlaştıran şeyin onu anlama çabamız olduğunu kabul ediyorum. ama sorun onu kabullenmekle bitmiyor, o dediğim 'kaos aralığı'nın ve yaşanan köklü değişimin duygularımızın ve ilişkilerimizin biçimini bozacağını ve yeni kavramlara, içeriklere ihtiyaç duyacağımız saiki tüm yazdıklarım. insan, bu tür periyodik değişimlerden geçtiği için 'anormal' evreye denk gelmemiz bizim şansızlığımız. freud'da nietzsche'de buna benzer bir evredeydiler ama günümüzde bu anomaliyi yorumlayacak ne iyi psikologlar var ne de filozoflar. budur büyük yalnızlığımız, yaşadıklarımıza anlam veremeyişimiz. ‎- Kurtz
@sulhgasm: artı, 'arzu üretimi bize sadece neyi arzulayacağımızı söylemez aynı zamanda onu nasıl arzulayacağımıza da karar verir' cümlesine imzamı atmakla birlikte, buna neo-liberalizm deniliyor zaten ve söylediklerimin kesinlikle bu minvalde anlaşılmasını istemem. iktisadi, toplumsal, politik ve özel (bireysel) alanların bu neo-liberal akılsallıkla yönlendirildiği muhakkak. neoliberalizm, bireye ait özel alanı nasıl üretiyor sorunsalı kafa patlatmamız gereken bi durum. içinde olduğumuz parçalı ruh ve karakter yapısının sistem tarafından üretildiğini ve tüketime göre ayarlandığını düşünüyorum ve bu tuzak bizim 'faşist, sağcı, solcu, feminist, anarşist, ekolojist' olmamıza bakmadan aynı dereye akmamıza neden oluyor. muhalif tutumların bugünkü kabızlığının ve işe yaramazlığının nedeni de budur ve neoliberal akılsallık sorgulanmadan bu cendereden çıkacağımızı da sanmıyorum. bu kıskacın basite alınması en büyük ve affedilmez günahımız. ‎- Kurtz
@bayokuz: sulhgasm için yazdığım o neo-liberalizme dikkat şeysini üstüne almanı umuyorum :) çok iyi ifade etmişsin. ama işte, klasik liberalizmin 'bırakınız yapsınlar efem' şeyi yok burda. kabul ediyorum ayracı konulmadığında öyle anlaşılması mümkün. biliyorsunuz anarşistlerin de 'dilediğini yap' gibi bir düsturu var. uzun ilişkiler ile kısa ilişkilerin iç içe geçtiği, bazen birine bazen de diğerine meylettiğimiz malum. bu tam da yukarıda dediğim 'eski-yeni' çatışmasının sonuçları. insan, bu kaotik durumdan sonra, model ilişki biçimlerini üretecektir kanımca ama bugün için o iki tür ilişki arasında, bunalımlarını his ede ede gidip geleceğimizi düşünüyorum. ‎- Kurtz